Idioms & Expressions
İngilizce deyimleri ve kalıp ifadeleri seviyene ve konusuna göre keşfet, anlamını ve örnek cümlesini öğren.
329 ifade bulundu
Çok kolay, çocuk oyuncağı
İyi şanslar
Bugünlük işi bitirmek
Keyifsiz/hasta hissetmek
Çok nadiren
Ortamı ısıtmak
Dayan, sabret
Moralini yüksek tut
Yatmaya gitmek
Yatmaya gitmek
Takılmak, vakit geçirmek
Atlatmak
Akışına bırakmak
Şimdilik her şey yolunda
Zaman su gibi geçiyor
Geç olsun güç olmasın
Bana göre değil
Kısacası
Uzun lafın kısası
Ansızın, beklenmedik şekilde
Sırrı açıklamak
Ağzından kaçırmak
Lafı dolandırmak
İti an, çomağı hazırla
Aynı fikirde olmak
Soğuk davranmak
İçini dökmek
Mesafeyi korumak
Birinci ağızdan
Uzun lafın kısası
Satır aralarını okumak
Doğrudan konuya girmek
Ben de bilmiyorum
Kendini tutmak
Kendi işine bak
İyi niyetle yaklaşmak
Şeytanın avukatlığını yapmak
Eylemler sözlerden daha önemlidir
İki tarafın da sorumluluğu vardır
Aynı fikir/anlayışta olmak
Dünyalar kadar mutlu
Çok mutlu
Son anda korkmak
Öfkelenmek
Sakinliğini korumak
Stresini/öfkesini atmak
Kendini toparlamak
Birini çileden çıkarmak
Kontrolden çıkmak
Aynı durumda olmak
Çok dikkatli davranmak
Fikrini değiştirmek
Arayı bozmak
İyi geçinmek
Birinin hevesini kursağında bırakmak
Ortalığı/düzeni bozmak
Herkesin bildiği ama konuşmadığı sorun
Bardağı taşıran son damla
Yaraya tuz basmak
Kötü görünen ama aslında hayırlı olan şey
Dişini sıkmak, zor olanı yapmak
Ekstra çaba göstermek
Sorunun üzerine cesurca gitmek
Her yolu denemek
Boyundan büyük işe kalkışmak
Pes etmek
Baştan başlamak
Baştan planlamak
Fırsatı kaçırmak
Kararsız kalmak
Geri dönüş yollarını kapatmak
Olmuş bir şey için üzülmek
Zamanı gelince düşünmek
Şüpheyle yaklaşmak
Kendine çeki düzen vermek
Bir şeyi kavramaya çalışmak
İşin inceliklerini öğrenmek
Bir şeyi öğrenmek/kavramak
Sonuçlarıyla yüzleşmek
Zor dönemi atlatmak
Karar sırası sende
İşin kolayına kaçmak
Zararda olmak
Kârda olmak
Çok pahalıya mal olmak
Yapacak çok işi olmak
Odaklanmak
Kararlı bir şekilde karşı çıkmak
Nüfuzunu kullanmak
Sorumluluktan kurtulmak
Kesinleşmiş/değiştirilemez olmak
Sorunsuz ilerlemek
Teklifi başka zamana ertelemek
Fiyaskoyla sonuçlanmak
Ne olursa olsun
Yanlış yerde/kişide çözüm aramak
Popüler akıma katılmak
Çok sıradan/yaygın
Son çareye çaresizce sarılmak
Beyhude arayış
Tedbiri bırakıp riski göze almak
Görmezden gelmek
Küçük meseleyi büyütmek
Pireyi deve yapmak
Kolay hedef
Kıl payı
Birinin başarısını/ilgisini gölgede bırakmak
Tüm riskleri tek yere bağlamak
Asla, imkânsız olduğunda
Görünüşe göre yargılama yapılmaz
aynı anda hem olumlu hem olumsuz etkileri olan
Sorunun gerçek nedenini tam olarak söylemek
Alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkarak yaratıcı, sıra dışı çözümler üretmek.
uzun vadede; zamanla ortaya çıkan sonuçlar açısından
kısa vadede, yakın zamanda
sonuçta; her şeyi göz önüne aldığında
Hiçbir hazırlık veya mevcut kaynak olmadan en baştan başlamak (sıfırdan).
Süreci başlatmak; ilk adımı atmak.
göz kulak olmak, dikkatle izlemek
Karar verirken bir şeyi dikkate almak.
Bir şeyi göz önünde bulundurmak; unutmayıp hesaba katmak.
Bir konuda belirleyici ve vazgeçilmez olmak.
Durumu olumlu yönde değiştirmek; etkisi olmak
Bir şeye olumlu katkıda bulunmak, iyi yönde etkilemek
bir şeyi zararlı/olumsuz şekilde etkilemek
Bir konunun daha çok insan tarafından bilinmesini sağlamak.
Bir hedefe ulaşmak için adım atmak, harekete geçmek
Delilleri değerlendirip nihai bir sonuca/karara varmak.
eldeki bilgilere dayanıp sonuca varmak
zor veya üzücü bir durumu kabullenmek, gerçekle barışmak
Sürekli mevcut olduğu için değerini fark etmemek.
el ele gitmek — birbirini destekleyerek birlikte olmak
sonraki gelişmelerin önünü açmak, ileride bir şeyin olmasını mümkün kılacak koşulları hazırlamak
ilerideki gelişmeler için sağlam bir temel oluşturmak
er ya da geç mutlaka gerçekleşecek şey
çok çeşitli; birbiriyle farklı birçok seçenek
Hangi açıdan konuştuğumuzu belirtmek için
bir konuya dair, o konu hakkında
bir şeye ek olarak; ayrıca
iki şey arasındaki farkı vurgulamak için kullanılır.
Önceden söylenen/olan bir şeyin sonucu olarak gerçekleşeni ifade eder.
Önceden söylenen veya olan bir şeyin sonucu olarak ortaya çıkan durumu belirtmek için kullanılır.
Bir durumun veya olayın nedeni olduğunu belirtmek için kullanılır (çoğunlukla olumsuz sonuçlarda).
Bir şeyin gerçekleşme sebebini gösterir; '... nedeniyle/sayesinde' anlamında.
bir durumun etkisi/önemi dikkate alınmadan
Bir engel veya olumsuzluğa rağmen bir şeyin gerçekleştiğini belirtir.
Bir durum doğru olsa da başka bir durumun yine de geçerli olduğunu belirtmek için kullanılır.
Genelde; her şeyi hesaba katınca.
çoğunlukla; genel olarak
Kısmen; tamamen değil.
bir dereceye kadar; tamamen değil
Bazı yönlerden doğru olan, ama her açıdan geçerli olmayan.
bu açıdan / bu konuda
belirli bir yön veya konu açısından
Kendi bakış açını belirtmek için kullanılır.
bana göre
Kendi görüşünü belirtmek için söylenir.
Bana kalırsa
Bana göre
Bir görüşü öne sürüp bunu savunacağımı belirtmek için kullanılır.
Kendi kanaatini, kesin olmadığını belirterek ifade etme biçimi.
Şüpheye yer bırakmadan bir şeyin kesinlikle doğru olduğunu vurgulamak için kullanılır.
dikkat çekilmesi gereken, akılda tutulması yararlı olan nokta
önemli bir noktayı unutmayıp dikkate alınması gerektiğini hatırlatma
Zaten bilinen veya açık olan bir durumu söylemeden önce kullanılan kısa ifade.
Söylemeye gerek yok; zaten belli olanı belirtmek için kullanılır.
Genelde doğru olan ama istisnaları olabilecek geniş bir durumu ifade etmek için kullanılır.
Teknik olarak, tam olarak söylemek gerekirse
Detaylara girmeden, genel olarak söylemek için kullanılır.
genel olarak
tüm yönleriyle düşününce
tüm ilgili etkenleri göz önünde bulundurarak
başka bir deyişle; daha basit/özet söylemek gerekirse
Önceki ifadeyi açıklamak veya başka bir deyişle yinelemek için kullanılan 'yani'.
örnek vermek için kullanılır
Örnek verirken kullanılan ifade.
örnek verirken kullanılan 'örneğin' veya 'mesela'
Bir şeyi özellikle ve tam olarak belirtmek için kullanılan, 'yani'/'diğer bir deyişle' anlamına gelen ifade.
özellikle; bir şeyi diğerlerinden öne çıkarıp vurgulamak için
En önemlisi; her şeyden önce
en önemlisi; her şeyden önce gelen
Sıralamada sondaki ama hâlâ önemli olan noktayı vurgulamak için kullanılır.
en başta; başlangıçta
ilk adım olarak; öncelikle
ara sıra, zaman zaman
Arada sırada; çok sık olmayan zamanlarda yapılan.
ara sıra
gün geçtikçe
aşama aşama; her seferinde bir adım ilerleyerek
zamanla, azar azar ilerleyerek
eninde sonunda, bir noktada kaçınılmaz olarak olacak
vakit kaybetmeden
Bir şey yapılana kadar geçen süre içinde, o arada olan durum.
Uzun vadede: zamanla, ileride ortaya çıkacak etkiler için.
Zamanla daha fazla endişe uyandıran sorun
Geniş etkisi olan ve ciddiye alınması gereken sorun.
Sonucu belirlemede önemli rol oynayan unsur.
Bir sonucun ortaya çıkmasında rol oynayan etken.
kayda değer, önemsenecek miktar
Epey sayıda
Oldukça büyük veya kayda değer miktar
bütünün hatırı sayılır/önemli bir bölümü
büyük çoğunluk, neredeyse tümü
Bir grubun çok büyük kısmı; neredeyse tamamı.
Gruptakilerin çoğunluğunu oluşturmayan, daha küçük bölüm.
Gözle görünen çok küçük bir parça; aslında ardında çok daha büyük, gizli bir sorun var.
İhtiyacı/sonucu etkilemeyecek kadar küçük, önemsiz miktar.
olayın tüm yönlerini, genel durumu görmek
Net sınırları veya kuralları olmayan, yoruma açık durum.
önemli bir değişimin başladığı an
İnsanları bir sorunun ciddiyetini fark etmeye zorlayan olay
bir olayın diğerlerini ardı ardına tetiklediği zincirleme etki
Her sorunun diğerini tetikleyip düzelmeyen, kendini sürdüren olumsuz döngü.
Sorunların birbirini besleyip durumun kötüleştiği, çıkışı zor bir döngü
Kolayca geri dönülmez, daha kötü ve kontrolü zor sonuçlara yol açan süreç.
Hem yararı hem zararı olan durum.
Herkesin bundan fayda sağladığı durum
Herkesin zarar gördüğü, kimsenin kazanmadığı durum
sorunun asıl nedeni
bir şeyin en merkezi ve en önemli kısmı
bir alanda öncü veya en ileri konumda olmak
Bir sorun veya tehlike karşısında, olumsuzluklara rağmen harekete geçme durumu.
Considering new information or circumstances.
Bir olay veya endişeye karşı gösterilen tepki/yanıt
Bir eylemin arkasındaki amaç veya niyet.
bir amacı gerçekleştirmek niyetiyle, amaçlayarak
Belirli bir amaç veya yarar için yapılan eylem (uğruna).
bir hedefe ulaşmak için
Bir şeyi elde etmek için çaba göstermek; peşinden koşmak.
bir şeyi bulmak için yapılan arayış; genellikle iş veya fırsat peşinde olma
ile ilgili; konusunda
ile ilgili; —e dair
Bir kural veya standarda uyarak; ona göre davranma
Bir şeyle uyum içinde olmak; ona uygun ya da aynı doğrultuda olmak.
Herkesin sandığının aksine
Beklentilerle uyuşmayan şekilde
Önceki söylemin tam tersinin doğru olduğunu vurgulamak için kullanılır.
Bir şeyi diğerine göre değerlendirirken kullanılır.
başka bir şeye göre karşılaştırıldığında
Bir şeyi başka bir şeyle kıyaslarken kullanılan ifade.
Bir şeyi başka bir şeye göre kıyaslarken kullanılan ifade.
Benzer bir yaklaşımla; aynı şekilde.
Benzer şekilde; aynı doğrultuda.
aynı tarzda/benzer şekilde
iki ilişkili noktayı birlikte vurgulamak (hem ... hem de ... demek)
İki seçenekten birini belirtmek için kullanılır.
İki şeyin de geçerli olmadığını veya her ikisinin de dışlandığını belirtmek için kullanılır.
Durum ne olursa olsun, her iki durumda da geçerli olduğunu belirtmek için kullanılır.
bir şeyin ne derece doğru ya da etkili olduğunu belirtme
Bir şeyin derecesinin veya etkisinin duruma göre değişebileceğini belirtmek.
duruma veya etkene göre değişmek
Gerçekleşip gerçekleşmemesine bakılmaksızın; bundan etkilenmeyen.
Bir şeyin ancak belirli bir şart yerine getirildiğinde gerçekleşeceğini belirtir.
Bir şeyin ancak belli bir şart gerçekleştiğinde geçerli olduğunu ifade eder; '... olduğu sürece'.
Belirli bir durum gerçekleşirse ne yapılacağını ifade etmek için kullanılır.
Olası bir durum gerçekleşirse ne yapılacağını belirtmek için kullanılan ifade.
Koşul ne olursa olsun asla.
kesinlikle değil; asla öyle değil
kısmen; tamamen değil
Kısmen; tamamen değil, belli bir ölçüde (bir etken olarak).
Bir durumun veya olayın sadece bir kısmının belirli bir nedenle oluştuğunu belirtme
büyük ölçüde bir şeyin sonucu/başlıca nedeni
çoğunlukla; asıl sebep olarak
büyük ölçüde ... nedeniyle
bir şeyin nedeni veya açıklaması olmak; bir şeye belli bir oranda katkıda bulunmak
bir şeye neden olmak
bir şeyin sonucu olmak; bir şeyden kaynaklanmak
bir şeyin belirli bir sebepten kaynaklanması
bir durumun ortaya çıkmasına/başlamasına neden olmak
bir şeyin gerçekleşmesine yol açmak
bir sonucun ortaya çıkmasına neden olmak
bir sonucun ortaya çıkmasına yardımcı olan etkenlerden biri olmak
Bir sonucun belirli bir neden veya etkenle ilişkilendirilmesi, ona bağlanması.
bir şeyle bağlantılı/ilişkili olmak
bir şeyle bağlantısı veya ilişkisi olmak
uzun vadede ve geniş çapta etkiler yaratmak
bir şeyi derinden ve kalıcı olarak etkilemek
bir şeyi olumsuz/zararlı biçimde etkilemek
Bir şeyin durumunu olumlu yönde iyileştirmek.
bir fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek
temel harcamalarını karşılayacak kadar para bulmakta zorlanmak
İki uç arasında aşırıya kaçmadan orta yol bulmak.
İki alan veya etkinlik arasında dengeli ve istikrarlı bir durum sürdürmek.
Elindeki imkânları veya fırsatları iyi değerlendirmek.
Zorlu durumların üstesinden gelmek.
Ortaya çıkan bir sorunu ele alıp çözüm bulmak
sorunu çözmek için kararlı adımlar atmak
bir soruna dikkat etmek ve çözüm için adım atmak
karşılaşılan zorluğu başarıyla aşmak
zor bir durumla baş etmek zorunda olmak
bir şeye zarar verebilecek bir tehlike oluşturmak
bir şeye zarar verebilme ihtimali olmak; tehlike oluşturmak
artan ihtiyaç veya talebi karşılayacak adımları atmak
gerekli şartları/koşulları sağlama
gerekli bir ihtiyacı karşılamak
İhtiyaç duyulan miktarı veya ürünü sağlayarak talebi karşılamak.
İlerideki benzer kararlar için yol gösteren bir örnek oluşturmak.
Hangi işlerin daha önemli olduğunu belirleyip önce onlarla ilgilenmek.
Yaptıklarının sonuçlarını üstlenmek, hesabını vermeyi kabul etmek
en ağır darbeyi almak
zor bir sorumluluğu üstlenmek
Emeğinin veya yatırımının olumlu sonuçlarını görmek, karşılığını almak.
uzun süre boyunca değerini veya geçerliliğini korumak
İşin özü; en önemli nokta.
Bir olayın peş peşe başka olayları tetiklemesi; zincirleme etki.
bir olayın ardından ortaya çıkan zincirleme veya dolaylı etki
Bir şeyin hem iyi hem kötü sonuçları olabileceğini kabul eden ifade
Hedefe doğru somut ilerleme kaydetmek.
durup durumu geniş açıdan değerlendirmek
Bir konunun bir yönünü belirtip, genellikle sonra zıt bir görüş eklemek için kullanılan ifade ("bir yandan...").
Önceden söylenene karşıt ya da dengeleyici bir görüş belirtirken kullanılan ifade.
İki şeyi karşılaştırıp aralarındaki farkı vurgulamak için söylenir.
Herkesin sandığının aksine
dolayısıyla
Bir olayın ya da durumun sonucu olduğunu, "bu yüzden" anlamında gösterir.
sonuç olarak; bu yüzden
bu nedenle
bir olayın veya gelişmenin en önemli itici gücü
İlerlemenin önünü tıkayan ciddi bir güçlük.
önemli bir sakınca/olumsuz yön
Sorunu çözebilecek olası bir yol.
Kolay uygulanabilecek, gerçekçi bir çözüm.
Sorunu geçici değil, kalıcı olarak çözen yöntem
Sorunu sadece kısa süre için çözen, kalıcı olmayan çözüm.
sorunun temelinde yatan, genellikle hemen belli olmayan neden
endişe yaratan durum/şey
tartışmaya açık konu
bakış açısına bağlıdır
tüm yönleri dikkate alıp ulaşılan en önemli sonuç
Deyimleri ve kalıp ifadeleri asla unutma
Vocab5000 uygulamasında günlük hedefinle pekiştir, bilimsel aralıklı tekrar sistemiyle kalıcı öğren. Hemen ücretsiz başla.